12 Eylül 2008 Cuma

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Sabah uyandığımızda ilk işimiz çadırımızın çıtasını tamir etmek. Bu işte ustalaşan Murat’ın işi bitirmesi sadece 10 dakikasını alıyor. İkinci yaptığımız ise İsveç’i terk edip Norveç’e geçmek..
Tabi yine sınır göremiyoruz. Sadece arabaların plakaları degişiyor. Yağmur yine peşimizde gün boyunca. Hatta 2 saatimizi benzinliğin içinde geçirdiğimiz zamanlar oluyor. Gün sonunda ıslansak da yola devam etmeliyiz diyerek çıktığımız yolda Murat’ın önce geyik görmesine daha sonra da terk edilmiş ve kapısı açık bir kulübe bulmasıyla şaşırıyoruz. En azından akşam gayet kuru uyuyacağımızı bilmek içimizi rahatlatıyor.

26 Ağustos 2008 Salı

Her ne kadar yağmuru özlemiş olsak da sabah güneşini de özlemişiz. Bunu da günün yarısını çadırımızda çadırımızın kurumasını beklerken fark ediyoruz. Ve tekerlerimiz dönmeye başladığında İsveç’in adalarıyla süslü sahilinde buluyoruz kendimizi. Bu günün kafalarımızda kalan olayı göl kıyısındaki çadırımızdan geceleyin çatırdama sesinin gelmesi.

25 Ağustos 2008 Pazartesi


Bir turcunun her zaman kilometrelerce gidip haritada ilerleyemediği günlerden birini yaşıyoruz.
Şehirden çıkana kadar birkaç kez yönümüzü kaybedip en sonunda kendimizi şehrin dışına attığımızda rahatlıyoruz. Yağmur eşliğinde uyumayı özlemişiz diyerek akşam çadırımıza kacıyoruz.

24 Ağustos 2008 Pazar

Sabah çok erkenden kendimizi Fredikshavn limanında feribot bileti alırken buluyoruz. Feribotta son Danimarka kronlarımızı harcayarak 3 saatlik bir yolculukla İsvec’in Goteborg şehrine ulasıyoruz. Uzun zamandır çadırda kalmanın verdigi kokulardan kurtulmak için hemen bir hostele yerleşiyoruz. İlk olarak açtığımız kapı duşun kapısı :D
Yürüyerek ufak bir şehir turu yapıyoruz ama bisiklete onca kilometre bindiğimizde hiç bir şey olmayan ayaklarımızdan ‘haydi hostele gidelim uyuyalım’ mesajını aldıktan sonra hostelimizde dinlenmeye çekiliyoruz.

23 Ağustos 2008 Cumartesi


Bugün sanki bizim de hayatlarımız monotonlaşıyormuş gibi hissederek uyanıyoruz. Sabah 9'da kalkıp güzel bir kahvaltı, ardından bisikletlerimizi hazırlamaca ve sonrasında düldüllerimize binip günü 6’ya kadar bisiklet üzerinde geçirmece..
Bunda en büyük pay uzun zamandır dümdüz olan yollar diye düşünürken ufak tefek tepeciklerin başlamasıyla bu düşüncemizden uzaklaşıyoruz. Her aştığımız ufak tepeciğin arkasında farklı bir manzara görme şansıyla yolumuza devam ediyoruz. Bu arada en yüksek yeryüzü şeklinin denizden sadece yüzlerce metre yukarıda olması da ayrı bir durum tespitimiz..
Gün sonunda yine bir tarlanın yakınlarında molamızı veriyoruz. FrediSkhavn’dan kalkacak bir gün sonraki feribotumuzu burada bekleyecegiz.

22 Ağustos 2008 Cuma

Sabah martıların ‘’haydi yol uzun uyumayın artık’’ haykırışlarıyla uyanıyoruz. Ama martılara inat biraz daha dalgaların birbiri ardına kıyıya vuruşlarını izliyoruz, huzur doluyoruz. Ardından günün en yorucu kısmı olan bisikletlerimizi yükleriyle birlikte kumsaldan yola kadar çıkartma işine girişiyoruz. Kan ve ter içinde kalan Hasan tam tükenmişken yeniden bisiklete binmeye başlıyoruz. 30.cu kilometremizi geçtiğimizde feribot iskelesine çoktan geldiğimizi görüyoruz. Thyboron’dan Agger’e yarım saat süren yolculuğumuz boyunca rüzgar tribünleriyle etrafımız sarılıyor :) Tabi feribota binmeden önceki görevlinin önce saat 11.20 iken ‘’12 'de gelin 12'de’’ deyip sonra da tam 40 dakika boyunca yemek yaparız düşüncesiyle oturduğumuz bankdan elle ‘hadi hadi gelin’ demesine hala anlam veremiyoruz :)Bu arada uzun zamandır ilk defa bize öğlen molasında eşlik eden güneşle enerji doluyoruz. Öğleden sonra ulaştığımız Hanstholm limanından İzlanda'ya giden feribotlar hakkında biraz bilgi ve broşür topluyoruz. Market alışverişi yaptığımız sırada otostop çekerek yoluna devam etmekte olup bir enstitünün kendisine verdiği 600 Euro ile İzlanda'da ki enerji kaynaklarını incelemeye giden 19 yaşındaki Hans ile tanışıyoruz. Sohbetimize İzlanda'da devam etmek üzere ayrılıyoruz. Sonrasında uykucu Hasan’ı rüyalara doğru uğurluyoruz.

21 Ağustos 2008 Perşembe

İlginç bir şekilde Hasan'ın erkenden uyanmasıyla (turun uykucusu) güne başlıyoruz. Sadece 5 km ilerledikten sonra internet erişimine ulaşıp blogumuzu güncellemek üzere saatlerimizi bilgisayar karşısında harcıyoruz :)
Deniz kokusunu ciğerlerimize çekerek arada yağmurdan kaçarak günümüzü deniz kıyısında yamaç paraşütü yapanları izleyerek, denizde tencerelerimizi yıkayarak arada guneşin batışını da patlattığımız mısırlar esliginde sonlandırıyoruz..